Kutlu Olsun!

 

19-mayis-

Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

 

8 Mart… Yılda bir güne adanan ancak her gün hatırlanması gereken kadınların günü, emekçilerin günü.

Sadece Türkiye değil Dünya’da hala eşitliği, özgürlükleri, mutluluğunu savunmaya çalışan kadınlar ve bu sessiz çığlıklarının, çaresizliklerinin duyulmadığı- önemsenmediği bir Dünya.

Daha dün yine birçok şiddet, ölüm haberi görmüşken bugün kadınların değerinin anlatılacağını ve yarın yine aynı kervan devam edeceğini hepimiz biliyoruz. Artık bilmekle kalmayıp ses çıkarmamız gerekiyor. Tıpkı 1857’de yapıldığı gibi. Bugünün varoluş sebebi gibi…

Peki ne oldu 8 Mart 1857 de ?

“8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ” öğesini okumaya devam et

Asgari Ücret Hazine Desteği

Bilinen ve beklendiği üzere, 6661 sayılı kanunla 5510 sayılı Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanuna eklenen 68. Maddede, uzun vadeli sigorta kolu hükümleri uygulanan sigortalılardan dolayı işverenlere 2016 Ocak – Aralık aylarına mahsus hazine desteği verilmesine karar verilmiştir. Uygulamaya başvuru şartı aranmıyor ancak açıklanmış olan birtakım şartları yerine getiren işverenler bu destekten yararlanabilecekler.

Söz konusu destek bir sonraki ay prim borçlarından mahsup edileceği için Ocak ayı bildirgeleri normal olarak verilecek ve hazine desteği Şubat ayı prim borçlarından mahsup edilecek. Dolayısıyla ilk mahsuplaştırma dönemi Mart ayına denk gelecek. (( Şubat ve Mart ayında bordro bereleriler olarak (Coco’ya selam 🙂 ) beyin mıncıklanması yaşayabiliriz. Zira uygulamada bir hayli takip gerektirecek konular var. ))

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından 10.02.2016 tarihinde yayınlanan 2016-4 sayılı Genelge “Asgari Ücret Desteği” ile konu detaylarıyla anlatılmış hatta örneklerle açıklamış. 🙂

Önemli noktalardan bazıları şöyle; “Asgari Ücret Hazine Desteği” öğesini okumaya devam et

İş Yerinde Kan Emiciler : Dedikodu

İnsanın olduğu her yerde karşımıza çıkar söylentiler, yalanlar, dedikodular. Hal böyleyken şirket içinde de dedikodu ortamının oluşması kaçınılmaz hale gelir. Sizin A dediğiniz 10 dakika içinde bütün şirkete Z olarak dolaşımını tamamlamış ve size tekrar dönmüş olur. Çalışanların ortak sorunları ( yemek, servis vs. ) ana dedikodu maddesidir. Kıyafetler, davranışlar, birbirleriyle olan ilişkiler-sorunlar, atamalar, terfiler şirketlerde her zaman dedikodu malzemesi olmuştur. İşten çıkarma söylentileri ve zam dönemleri ise vazgeçilmez malzemesidir. Genelde başlangıcı verilen dedikodular, söylentiler şu şekilde gerçekleşebilir :

“Gizem’i servis evinin önünde indiriyormuş bize gelince güzergah belli…Böyle olmaz ama idari işlere söyleyelim!!”

” Yemekler bugün de çok kötüydü. Yemek firması Ali Bey’in bacanağının kuzeninin amcasıymış. O yüzden onlarla anlaşmışlar… ”

“Ahmet Bey 10 yıllık eleman Veli Bey 2 yıllık ama maaşı onun 2 katıymış”

“Bu yıl zam oranı düşük olacakmış hatta işten çıkarmalar olacak diye duydum..” şeklinde uzaayııpppp giden kesitler 🙂 🙂

Tüm bu olaylar devam ederken ne Gizem ne Ali ne de Ahmet’in olan bitenden haberi var. Kendilerini savunma, açıklama yapma durumları olmadığı için yanlış iletişim kaynağı oluşuyor. Bu iletişim zincirinin geri bildirimi ise olumsuz olarak şirkete dönüyor.

Peki herkesin bildiği belki dahil olduğu bu durumda ne yapmalı ? İK’ya düşen görevler neler ?

Öncelikle sorunun kaynağı iletişimsizlik, şeffaf olmama,korku/endişe.  Aslında çalışanlar cevabını bilmediği sorular, sorunlar hakkında yalan bilgilerle en sonunda doğruyu öğrenmek için böyle bir atılımda bulunabilirler.Sylvia DeVoge(Hay Group GM), şirkette dedikoduyu engellemenin iki yolu olduğunu söylüyor:

“İlk olarak, çalışma kuralları ve çalışma biçimi hakkında net bir kültüre sahip olunmalı. Kurallar ve kültür net olduğunda, insanlar sınırların ne olduğunu, işte nasıl davranacaklarını, kabul edilebilir ve kabul edilemez davranışların ne olduğunu bilirler. Böylece gün geçtikçe davranışlar ortaklaşır ve hatalı veya uygunsuz bir şey yapan çok az kişi kalır. Bunun da dedikodusu yapılmaya değmez. Şirkette dedikoduyu engellemenin ikinci yolu ise iletişimdir. Yeni projeler, yeni roller, organizasyondaki değişiklikler hakkındaki iletişim yokluğu, sadece dedikodu makinesini besler. Yöneticilerin ne bildikleri veya bilmedikleri hakkında iletişim kurmaları gerekir. Beklentileri yönetmek şarttır. Yöneticilerin yaptığı klasik hata, iletişim kurmak için tüm bilgilere sahip olmayı beklemeleridir. Bu yanlıştır ve dedikodulara neden olur. Yöneticiler, bilgi rahatsız edici olsa da veya gerçeğin tamamını bilmeseler de çalışanlarla iletişim kurmalı, en azından tüm bilgiye ne zaman sahip olabileceklerini ve o zaman nasıl iletişim kuracaklarını çalışanlarına anlatmalıdır”

Şirketin bu olumsuz duruma çözümü iletişimi daha etkin hale getirmekle başlamalı. Çalışanlar arasında bilgiler şeffaf olmalı. (şirketin durumu nedir ? işten çıkarma durumları söz konusu mu ? zam neye göre belirleniyor? Yemek firması kimindir ya da servis güzergahı nedir :p ) Bu uygulamanın yürürlüğe geçmesinde de  İK’nın rolü büyük.

Çoğu şirkette insan kaynakları sadece bir sorun olduğunda ya da İK tarafından çağrıldığınız zaman ( ki bu ayrı bir aşılmayan ‘korku ve dedikodu’ sebebi ) uğranılan bir departman. Bu tabu yıkılmalı. Çalışanlar merak ettikleri konuları,sorularını her zaman yetkilisi aracılığıyla ya da direk insan kaynakları yetkilisi ile paylaşabilir. Eğer cevabı bilinmeyen bir sorunsa gerekli mercilere sorun iletilerek yani doğru kanal kullanılarak sağlıklı iletişim ve doğru geri bildirim alırsınız.

İnsan kaynakları çalışanı kendilerine gelen her konuyu, sorunu etik bir şekilde çözmeli ya da çözmeye çalışmalı ve hasta- doktor gizliliği edasında gizliliğe önem vermelidir. Eğer sorunu insan kaynakları yaratıyor ve dedikodu kanalı İK ise şirketin vay haline … 🙂

Featured image

Sevgiler,

Gizem

Bak Beyim Sana İki Çift Lafım Var!

    Uzun zamandır iş arıyorum yani hayalimde ki işi arıyorum demem lazım. Hayalinize kavuşmak pek tabii o kadar kolay olmuyor. Yine olumlu yanından bakacak olursam; İK’cı kimliğimden yalınlaşarak tamamen aday olmanın tadını ve zorluğunu, seçen değil seçilen olmanın stresini, heyecanını yaşıyorum. Bana kattığı artılar sadece bu olmadı aynı zaman da pek çok firmanın işe alım süreçlerini gözlemleme, bilgi sahibi olma yeri geldiğinde ise soğuk rüzgarların estiği durumlarda bulunmama neden olmadı değil :))
  Yaptığım genel gözlemlere göre açıkça söyleyebilirim ki çoğu şirket hızlı bir şekilde İK alanında yenilikler ve gelişmelerde atağa geçmiş durumda. İşverenler değiştirilemez ve farkındalık yaratan tek kaynaklarının çalışanları olduğunun farkına varmaya ve bu konuda geliştirici yöntemler uygulamaya başlamış. Örneğin bu firmaların çoğunda “akademi” olgusunun yaratıldığını ve sadece bir oluşum olarak kalmadığını,son derece önemli çalışmalarla faaliyet gösterdiklerini söyleyebilirim.
  Tüm bu güzel gelişmeleri yanında “saldım çayıra” İK yaklaşımlarını da maalesef gördüm. Hala “gelmediğiniz saatleri/günleri belirleyip tiiiyykıtınızdan (ticket demeye çalışıyor) ya da yol ücretinizden keseriz!!”  yaptırımlarıyla personelin devam durumunu kontrol altına almaya çalışan firmalar var. ( Do you know İşveren Markası ? , ÇDÖ ? ) Bir de beni benden alan “Allah’ım burada ne işim vardı ? ” dediğim bir görüşme anımı paylaşma istiyorum.

  Malum gizli ilan vermeyi severiz 🙂 Yine bir ‘sektöründe lider firma‘ ile görüşmem için sabah erken saatte kalkıp hazırlandım ve 2 saat süren yolculuğuma başladım ( şehir değiştirmedim tabii ki İstanbul trafiği keyfiee 🙂 ) görüşmeye davet ettiklerinde şirket ismini söyleyeme teşrif ettikleri için epeyce bir araştırma yapıp hatta İK çalışanlarını bile ‘stalker’ gibi inceledim. ( Evet, görün ne kadar önemlisiniz şirket için Ey İK! senin aynanın karşısında dudak büzerek verdiğin fotoğraf benim için sorgulamaların başladığı yerdir. ) Neyse görüşme yerine vardım, plaza ruhunun merkezi!! Starbucks gurmeleri ellerinde kahveleriyle yine bir şeyler ‘set’ ediyordu :))  Santralden geldiğimi bilgi verdiler, o sırada “baban nabioo ?” sorularının sorulduğu revizenin dibini görmesi gereken bir başvuru formu doldurdum.  Görüşme saatimi biraz geçti ve ortalıkta hala bir hareket yoktu derken 2 kişi daha aynı pozisyon için görüşmeye geldi. 5 dakikaya filan mı sığdırmaya çalışıcaklar İK görüşmesini acaba diye kendi kendimi eğlendirirken ( sıkıldım haliyle) geldi bizim güler yüzlü İK’cı.
Merhabalar, hoşgeldinizler buyrun şöyle vs. beni görüşme odasına aldı. Elimde ki montumu ve çantamı yan sandalyeye koymak için atak yapmıştım ki  (daha oturmadım bile gençler 🙂 )

“Evett Gizem Hanımm! Kendinizi anlatır mısınız ? ” sorusu geldi. ( ben “tşk. cınım iyiyim siz nasılsınız ? valla şirketi kolay buldum yeriniz güzel” klişesine hazırlamıştım kendimi  ) Ani gelen bu soru karşısında tepkimi belli etmemek için zorlasam da motivasyon olarak bitmiştim.
Kendimden bahsettikten sonra bu sefer sorular gelmeye başladı ve dedi ki işe alım UZMANI kızımız ;
“stres altında, yoğun tempoda çalışır mısınız ? Zaten çalışamazsanız 2 aylık süreç içinde biz çıkarıyoruz hemen personeli” ,
 bu ve bunun gibi bir çok saçma sorudan sonra ben bu işin bana yâr olmayacağını anlayınca tepkisel cevaplar verdim haliyle. Görüşmenin 10. dakikasında İK’nın onlar için çok önemli olduğunu, görüşmelerde çok titiz olacaklarını belirtip görüşmeyi sonlandırdı. Olumlu/ olumsuz dönüş yapacaklarını söyledi.
Şimdi ben neye yanayım ? O kadar yolu bir de geç kalmamak için koşturduğuma mı yanayım hala İK’dan anlamayan insanların şirketin imajlarına nasıl zarar verdiklerine mi yanayım ? Bir yandan gerçekten hayran kaldığım görüşmecilere/şirketlere ya da “ateşi buldum terk” şirketlerin hala var olduğuna ve bu arada ki uçuruma mı yanayım ?
Yanayım yanayım ateşlerde yanayımmm derken L&M İsmail abiyle yazımı noktalıyorum :))

Sevgiler,

Gizem

Garcia’ya Mektup Götürecek Çalışanlar Aranıyor :)


     Amerika Kurtuluş Savaşı’nın bir safhasında,İspanya ve sömürge ordusunu tecrit edebilmek için Kübalı General Garcia’nın ordusuna talimat göndermek icap etti.Cumhurbaşkanı Mc Kinley,General Garcia’ya bir mektup yazdı.Mektubun süratle yerine ulaşması gerekiyordu.Başkomutanlık karargahında Garcia hakkında bilgi yoktu.Neredeydi,nasıl gidilirdi,hepsi meçhuldü.
Mektubu götürmeye yüzbaşı Rowan görevlendirildi.Yüzbaşı Rowan mektubu aldı,torbasına koydu,gitti,döndü ve tekmilini verdi.Garcia talimata uyacaktı.
Yüzbaşı mektubu alınca “Bu Garcia da kimdir?”Nerede bulunuyor?Oraya nasıl gidilir?Atla mı,trenle mi?Harcırahımı kim verecek?Arkadaşım Thomas ata daha iyi biner,onu gönderseniz olmaz mıydı?Eşim biraz rahatsız,hem bu hafta izin sırasındayım” demedi.
Benim burada anlatmak istediğim,Yüzbaşı Rowan’ın dört gün sonra Küba kıyılarına ulaşmasının,ormanlara üç haftalık bir seyahati yaya olarak tamamlamasının,dağlarda ve ormanlarda Garcia’yı bulmasının hikayesi değildir.
Anlatılmak istenen husus yüzbaşının bu hikayesinin tüm okullarda örmek insan olarak tanıtılmasıdır.
Dünyanın her yerinde,her gün milyonlarca yöneticinin Garcia’ya gönderecek mektubu vardır.Öte yandan gençlerin muhtaç oldukları bilgiler sadece bir dizi teori değildir;kendilerinden istenen vazifeleri kendi iradeleri ile sonuçlandırma idrakı ve eğitimine de sahip olmalarıdır.Bugün en çok muhtaç olduğumuz budur. Özellikle hizmette fertlerin ilgisizliği ve bilgisizliği toplumları ve kurumları felçli kılar.Hizmetin çarkı dönerken,çarkın her dişlisinin her defasında yeni baştan eğitilmesi ve bilinmesi için zaman yoktur.Aksi takdirde hizmet durur,yeniden eğitim yapmak gerekir.Öte yandan hizmet,devamlı akış,devamlı meşguliyet ister.Çarkın bir dişi kendi işini hiçbir zaman durdurmaya mezun değildir.
  
   Bir defasında her yönetici gibi böylesine meşgul iken odama giren bir memur,bana:”Efendim,siz birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan birini terfi ettirdiniz.Yaş ve kıdem bakımından aramızda hiçbir fark yok.Öğrenimimiz de aynı.O benden daha yakışıklı değil.Böyle olduğu halde beni hâlâ terfi ettirmiyorsunuz.”dedi.Ben ise dalgınlık halinde mırıldandım:
“Sokakta gürültüler var.Duyuyor musun?Nedir acaba?”
“Gidip sorayım efendim.”diye memur can sıkıntısı ile cevap verdi.Biraz sonra döndü:
“Bir arabaymış efendim.”
“Yükü neymiş?”diye sordum.
“Gidip bakayım efendim.”  Biraz sonra döndü:
“Arabanın yükü bir sürü çuval efendim.”
“Çuvallarda ne varmış?”
“Gidip bakayım efendim.”  Biraz sonra döndü:
“Çuvallarda çimento varmış efendim.”
“Nereye gidiyormuş bu araba?”
“Gidip bakayım efendim.”  Biraz sonra dönüp cevap verdi:
“X ve Y şirketinin merkez şantiyesine gidiyormuş efendim.”
“Çok güzel dedim.” ”Şimdi bana terfi eden arkadaşınızı çağırır mısınız lütfen.Hani haksız yere terfi eden arkadaşınız.”
Beriki geldi ve mırıldandım:
“Sokakta bir takım gürültüler oluyor Nedir acaba?”
“Gidip bakayım efendim.”Döndüğü zaman şöyle cevap verdi:
“Kırk çuval Porland çimentosu yüklü bir araba.Çimentoların menşei New Orleans.X ve Y inşaat şirketinin merkez şantiyesine gidiyormuş.Uluslararası ulaşıma sahip bir kamyon.Çuvalları istasyondan almış.Çuvallardan biri yarı yolda patladığı için şimdi bunun yerini değiştirmeye çalışıyorlar.”
Bu iki örnekten yorumlar yapmaya hiç gerek yok.Dünyayı dolduran özel müesseselerle resmi dairelerdeki bütün memurları kendine düşman etmek niyetinde değilim.Bunlar belirli bir öğretim döneminden sonra,bir masanın başına kurularak hiçbir iş yapmadan devlet baba hesabına geçinip gitmeyi meşru bir hak saymakla zaten gayri meşru olmuşlardır.
Sabahtan akşama kadar sigara tüttürmek,kahve içmek,vergi yoluyla kendilerini besleyen halkı hırpalamak,sadist bir zevk uğruna en basit işlemleri bile karmakarışık etmek,baştan savmak istedikleri bir müracaatçıyı masadan masaya dolaştırmak ,”Bugün git,yarın gel.”teranesiyle hedefinden iyice uzaklaşan evrakı,arşivin küflü derinliklerine gömmek.Ay sonunda alacakları paraya karşı yapacakları bu ise şayet,hiç zahmet buyurmasınlar.Millet bu parayı onlara haram edecektir.
Klemanso’nun meşhur tekerlemesi ne kadar hoş:”Bakanlık geç gelenlerle erken gidenlerin karşılaştığı yerdir.”demiş.Bakanlığı süresince öyle garip vak’alara şahit olmuş ki boyuna vecizeler dizmiş.
1906 yılında bir gün aklına esmiş,emrindeki memurların durumunu şöyle yakından görmek istemiş.Odalardan birine girmiş,kimse yok.İkincisine girmiş,bomboş!Üçüncü odada bir memur varmış,o da uyuyormuş Yanında bulunan daire müdürüne dönmüş:
“Sakın uyandırmayın,yoksa o da çekip gider.”
    İşte böyle,uzun söze ve uzun izaha benim de sizinde vaktiniz yoktur.İnsanlığın Garcia’ya mektup götürecek yüzbaşılara ihtiyacı çoktur.
Kaynak :”Avucunuzdaki Kelebek” – A.Şerif İzgören
İş hayatında da Garcia’ya mektup götürecek çalışanlara ihtiyaç çoktur. 🙂

Saygılarımla,

Gizem.

İşe Alımda uygulanan Testler

  Bu hafta #iksohbeti’nin konusu “İşe alımda uygulanan testler ve testlerin gerekliliği” oldu ve bir çok yorum yer aldı. Ancak genel olarak ortaya çıkan fikir, testlerin yardımcı olarak görülmesi ve  testi yorumlama kısmında ki bilgi/donanım gerekliliğinin önemli faktörlerden biri olduğuydu.

  İşe alımlarda uygulanan testler, doğru belirlendiğinde ve doğru uygulandığında son derece faydalı bir araç olmaktadır. Değerlendirme amacına göre testler ;
Bireysel testler – grup testleri , kağıt/kalem testleri – aletli testler, sözel ve sözel olmayan testler, kültüre bağlı olan ve olmayan testler, psikometrik testler- projektif testler… olmak üzere bir çok çeşitte yapılabilmektedir.
Testin uyarlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi uzmanlık gerektiren bir konu olduğu için şirketlerin çoğu bu konuda dış kaynaklardan yardım almaktayken bazı şirketler kendi bünyelerinde ki personeline bu işin eğitimini vermektedir. Testler uzmanlık alanı gerektirdiği gibi maliyet olarak da pahalı değerlendirme araçlarıdır. Bu sebeplerden dolayı ülkemizde özellikle küçük işletmelerde işe alım test uygulamalarının kullanılmadığını söylemek mümkün. Kullanan şirketlerde ise durum yine karışık. Çünkü bazı firmalarda testleri yorumlayacak nitelikli eleman yok ya da test ve ölçülmek istenen sonuç tamamen alakasız bir duruma gelebiliyor. Mesela ben ” Mavi gözlü bir otobüs şoförü 1.durakta 30 kişi binmiş 10 kişi indirmiş 2.durakta 5 kişi binmiş 15 kişi indirmiş… şoförün gözü ne renk ? şeklinde bir teste mağdur kalmıştım. Başına kocaman bu bir farkındalık testi yazsalar amacını yine de anlayamam o sorunun!

 Adayların işe uygunluğunu değerlendirmede yararlanılan başka teknik yöntemlerde vardır. Bunlar ;

  • İş örneklemesi
  • Değerlendirme merkezleri
  • Minyatür iş eğitimi ve değerleme yöntemi
  • Yalan makinesi
  • El yazısı analizi
  • Uyuşturucu, AIDS ve genetik testler olarak belirtilebilir. 

Tabii son 3 maddenin uygulandığı bir firma henüz duymadım. Bilen varsa yeşillendirebilir. Yalan makinesini bizde sadece Yalçın Çakır kullanıyor  :))

İş Örneklemesinde; adaylara işle ilgili önemli ögelerin yaptırılması sağlanarak değerlendirme yapılır. Örneğin; sürücü pozisyonu için başvuran adaylara sürüş testi yaptırmak gibi.
Değerlendirme merkezi yöntemi ise; mülakat, test uygulaması, işletme oyunları, grup tartışmaları vb. eğitim ve değerleme araçlarının kullanıldığı bir yaklaşımdır.
Minyatür iş eğitimi ve değerleme yönteminde, adaylara işin önemli bazı görevleri konusunda verilen kısa bir eğitimden sonra gösterilen işi yapılması istenir ve performansına göre değerlendirilir.
Yalan makinesinde, adı üstünde yalan makinesiyle yapılan aletli bir testtir. 🙂
El yazısı analizinde, kişilerin el yazısıyla ruhsal ve kişilik durumları hakkında görüş edinmeyi amaçlayan ve oldukça uzmanlık gerektiren bir yöntemdir. (ve bana saçma gelir.(evet yazım çok kötü))
Uyuşturucu, AIDS ve genetik testlerde ise sağlık kontrolü esastır.

Özetle, uzman kşilerce ve uygun şekillerde doğru test uygulanırsa personel seçiminde ve değerlendirilmesinde son derece yararlı uygulamalar mevcuttur.

Sevgiler,

Gizem.

Zirveden Düşüş

Her şirketin sorunları vardır. Küçük minik sorunlarsa eğer ve halledilebilecekse tuzu biberidir çalışmanın. Gel gelelim ki tuzumuz biberimizin arttığı ağzımızın tadının kalmadığı durumlarda mevcut iş hayatında…
Hemen hemen çoğunun nedeni belli : Yönetici-çalışan arasında ki uçurum ve çalışanlar arası saygı ve “biz” duygusu eksikliği. Çalışanların kendilerini şirketin bir parçası olduğunu ve eşit haklara sahip olduğunun farkına varması gerek.  Ne kadar büyük ve başarılı bir şirket olursa olsun temeli sağlam olmayan her yapı bir süre sonra çatırdar ve hazin sona sürüklenir. Örneği de çoktur iş dünyasında..

  Nedir bunun sebebi diye düşünüyorum.  Eğitimsizlik ? Tecrübesizlik ? Tam olarak açıklamasını yapamıyorum. İleri görüşlü olmayan birinin yönetici olması da beni bir İK  olarak oldukça rahatsız ediyor.
Bazen şirketler para kazanmanın “büyümek” olarak adlandırmasını yapıyor. Bu yüzeysel tanımlama şirketin ileride aynı hızda para kaybetmesinin ve yok olmasının ana nedeni. Tüm bu süreçte çalışan bağlılığı ve iletişimin güçlü olması bu düşüşü tekrar yükselişe geçirebilir ancak tek sorun bu gizli düşüşün farkında olmak. Bunun için nitelikli yöneticilere sahip olmak oldukça önemli.

Peki ya yönetici seçilmiş değil de seçen ise ? Bu durumda nasıl yollar izlenmeli ?

Sizlerinde bu konu hakkında görüşlerini almak isterim (:

Saygılarımla…

Yanlış Seçim!

İnsan kaynaklarının yaptığı işi küçümseyenler var elbet (: Yaptıkları da iş mi diyende vardır, gereksiz görende vardır… Ziyan bir hal yani bizimkisi (:

İşin sorumluluk kısmına geçince ise mide kramplarımı dersinn sinir, stres, hastalık, gözlerde çökmeler, ayaklarda şişmeler yine bizde.

Tüm bunlarında geçtim ,yanlış seçimler… Suçlu sizsiniz. Çünkü yanlış seçim görünürde küçük, iç yüzü ise büyüüüük bir olay.
Geçenlerde okuduğum bir yazıda şöyle diyor :

“Yanlış yapılmış bir seçim kişinin bağlı bulunduğu departmanın hatta çalışma arkadaşlarının, şirketin, ülke istihdamının ve ülke ekonomisinin olumsuz etkilenmesine sebep olur, şirketin zamanını, eğitim kaynaklarını, fiziksel enerjisini yok yere tüketir ve hızını keser, hedeflerine ulaşmasının geciktirir hatta zaman zaman engeller. Bu durumda basit gibi görünen işe alım operasyonları, şirketin geleceği, ülkenin ekonomisi, istihdam ve bütün bunların sonucunda sosyal hayatın seyri açısından önemlidir. “


Bu konuda objektif olamayacağım. Zor iş bizimkisi de.  Aksini düşünene saygılar..

Yaz Döneminde İş Arayanın Şansı Daha Fazla!

Haber Türk gazetesi Kariyer ekinde bu hafta dikkatimi çeken “Yaz döneminde iş arayan mezunun şansı daha fazla” yazısı oldu. Okuduktan sonra sizlerle paylaşmam gerekliliğini hissettim (:

” Türkiye’de yaz ayları iş arayan kişiler için avantajlı dönemler oluyor. HILL International Türkiye Ülke Müdürü Hazal Wilson, yaz aylarında üniversitelerin yeni mezun vermeleri nedeniyle yoğun bir işe alım yapıldığını ve bunun sadece yeni mezunlar için geçerli olduğunu belirtiyor.  

İş arayanların çoğu yaz dönemini tatille geçirdiklerinden yazın iş arayanlar rakiplerinin önüne geçme fırsatı yakalayabilirler. Erken kalkan yol alır ve mutlaka bu dönemi efektif değerlendirmek adaya artı değer yaratacaktır.”

 Yani eğer iş arıyorsanız şimdi tam zamanı ! Rekabetin daha az yoğun olması ve iş yoğunluğunun azlığı nedeniyle de (sektöre göre değişiklik gösterebilir ) şansınızın daha yüksek olduğunu söylemek mümkün 🙂
 Günün belirli saatlerini bunun için ayırmak güzel bir başlangıç olabilir. Sosyal ağların gücünü kullanarak ve güncel,doğru hazırlanmış bir CV ile başlangıç yapabilirsiniz.

Bol Şans*