Asgari Ücret Hazine Desteği

Bilinen ve beklendiği üzere, 6661 sayılı kanunla 5510 sayılı Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanuna eklenen 68. Maddede, uzun vadeli sigorta kolu hükümleri uygulanan sigortalılardan dolayı işverenlere 2016 Ocak – Aralık aylarına mahsus hazine desteği verilmesine karar verilmiştir. Uygulamaya başvuru şartı aranmıyor ancak açıklanmış olan birtakım şartları yerine getiren işverenler bu destekten yararlanabilecekler.

Söz konusu destek bir sonraki ay prim borçlarından mahsup edileceği için Ocak ayı bildirgeleri normal olarak verilecek ve hazine desteği Şubat ayı prim borçlarından mahsup edilecek. Dolayısıyla ilk mahsuplaştırma dönemi Mart ayına denk gelecek. (( Şubat ve Mart ayında bordro bereleriler olarak (Coco’ya selam 🙂 ) beyin mıncıklanması yaşayabiliriz. Zira uygulamada bir hayli takip gerektirecek konular var. ))

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından 10.02.2016 tarihinde yayınlanan 2016-4 sayılı Genelge “Asgari Ücret Desteği” ile konu detaylarıyla anlatılmış hatta örneklerle açıklamış. 🙂

Önemli noktalardan bazıları şöyle; “Asgari Ücret Hazine Desteği” öğesini okumaya devam et

Reklamlar

Davranışlarına Göre Çalışanlar

   Bir kurumda çalışan kişiler, kişilikleri ve davranışlarıyla farklılıklar gösterir. Bizi biz yapan zaten bunlardır. İnsanlar evde,işte ve sosyal ortamlarda farklı davranışlar sergileyebilir ama kişilik olarak genelde belirli özelliklere sahiptir.
Bugün iş hayatında bir çoğumuzun sahip olduğunu ya da tanıdığı, aynı ortamda çalıştığı kişileri davranışlarına göre ayırıyoruz 🙂

Aşırı Çalışkan Tipler (Workaholics)


    Bu kişileri ‘işkolik’ olarak da biliyoruz. Bu tip çalışanların yapılan araştırmalarda işsiz kaldıkları zaman mutsuz oldukları ama işe sahipken de bundan yakınmaları çoğunlukta olarak gözlemlenmiş. İşten yakınma davranışlarını gurur ve böbürlenme ile yaptıkları görülmüş.
Yine bu tip çalışanların işleri delege edip dağıtacağı durumlarda tüm işi kendilerinin yapmalarının daha doğru olduğunu düşündükleri görülmüş çünkü bilinçaltılarında bu işlerin kendileri tarafından yapılması daha doğru ve hatasız yapılacağı düşüncesi varmış. (belki bir güven problemi de olabilir 🙂 ? )

Böyle çalışanların çevresinde genelde bu davranışlarının farkında olan yöneticiler ya da iş arkadaşlarının daha çok iş yükü ile yüklenebileceğini bilen kişiler mevcuttur. Ayrıca orta düzeyde olmak kaydıyla bu tip çalışanlara her kurumda gereksinim vardır.Üst kademelere yükseldikçe bu kişiler şirketin geleceği için problem oluşturabilirler. Delegasyon arzuları az olduğu ve hatalarını kabul etmedikleri için astların barınması ve işlerin sağlıklı yürütülmesinde zorluklar yaşanır.

İşe Tam Hakim Tipler

  Bu tip çalışanlar genelde kendi bilgi ve kabiliyetlerine güvenen, yarın endişesi duymayan tiplerdir.
Her görevi gereği ile yaparlar ve işten kaçınmazlar. Çıkarlarını şirket çıkarları ile paralel hale getirmekte ustadırlar.
Yapılan araştırmalarda bu kişilerin kurumlarda sevenleri olduğu kadar sevmeyenleri de çok oluyormuş. Ama genel bir saygı duyma çoğunluğu görülmüş.
Bu özellikteki kişileri yarı işkolik olarak adlandırmakta mümkün.
Çalışmaktan çekinmeyen, delegasyon yapabilen, bilgi ve deneyimlerini aktarmaktan memnun olan kişilerden oluşur. Yine bu kişilerin pek şikayet etmeyen, memnun olmadıkları bir durum var ise konuyu düzgün bir terimle ifade eden ayrıca sorunla birlikte çözüm önerisi de sunan kişiler olduğu görülmüş.
İşe tam hakim olarak bilinen bu tipte çalışanlar kurumu genelde başarıya götürür. Bu tip kişilerin bireysel hedeflerinin söz konusu olduğu, bu hedefler için gerçekleştirdiği planların olduğu hedeflerine ulaşmada bir pürüz gördükleri takdirde eğer düzeltilmiyorsa bulunduğu kurumu terk etme durumlarının söz konusu olduğu görülmektedir. Bu nedenle bu tip kişilerin kuruma katkıları olduğu kadar riskleri de olduğu görülmektedir.

Fikir Üretici Kişiler 

Bu tip kişilerin, kurumları başarıya götürmesinde büyük hamleler yapmasını sağlayanların olduğunu söyleyebiliriz. Yaratıcı özelliğe sahip bu kişilerin disiplin sorunları olduğu, çalışkan tipler olmadığı, kuralları sevmeyen kişilerin olduğu gözlemlenmiştir. Üst yönetiminin bu tip kişilere sahip çıkması, çalışabilecek özgür ortamlarının sağlanması durumunda kuruma katkıları son derece yararlı olmaktadır.

Organizatörler

Bu tip kişiler problem çözme ve problemleri basitleştirme yeteneklerine sahiptirler. Genelde iyi analiz ederler. Kimin neyi, ne zaman yapması gerektiğini tespit ederler. Küçük kurumların

büyümesinde önemli rol oynayan bu tip kişiler üst yönetimin fark etmesi gerekli yatak/dikey yönlendirmelerle fırsat vermesi durumunda kurum için olumlu yararlar sapladığı görülmüştür.





Liderler

Bu kişilerin karizması vardır 🙂 ve sempatiklerdir. Kurum çalışanlarını peşlerinden sürüklerler. Bilgileri yeterli düzeyde ise yönetim olarak son derece fayda sağlayacak kişilerdir. Kuruma son derece yararlı olabilirler.

Statükocular ve Yenilikçiler 

Bu kişiler kurumun iki zıt kişileridir. Yenilikçiler arabanın gazı iken statükocular frenidir. Her kurum bu dengeyi sağlamalıdır.
Yenilikçiler risk alır statükocular sağlama alır. Risk almadan başarı ve gelişme olmayacağı gibi gereksiz riskleri almakta başarısızlık getirir. Bu nedenle bu iki tip de kurum için gereklidir.



Ferdiyeciler ve Ekipçiler

Bu iki tip çalışana kurumlarda çok rastlanır.
Ferdiyeciler diktatörülüğe özenir. Her şeyi en iyi bildiklerini ve yaptıklarına inanırlar. Kendilerine güvenleri fazladır. Her işi kendileri yapmaya çalışır bu nedenle işleri yetiştirmekte zorluk çekerler.
Ekipçiler ise bunun tam tersidir. İşi analiz etmeyi, bölmeyi ve sentezlemeyi tercih ederler. İş paylaşımı nedeniyle çok yoğun olmayan bu kişiler kurumda şikayete maruz kalabilirler 🙂 ( İK için bütün gün dedikodu yapıyorsunuz çalışmıyorsunuz yeaa!! denilmesi örnek gösterilebilir :p )
Yapılan araştırmalarda ferdiyecilerin kurumu başarısızlığa götürdüğü görülmüştür.

Davranışlarına göre çalışanlar daha fazla kategorize edilebilir. Siz hangi tip çalışansınız ? Ya da eklemek istediğiniz davranışlar varsa lütfen iletişime geçiniz.

Sevgiler, saygılar

Gizem

Üzeyir Garih – İş Hayatında Motivasyon kitabından yararlanılmıştır.


Olumlu- Olumsuz Düşünceler

  Ahmet Şerif İzgören’i bir çoğunuz bilirsiniz. Belki de “İzgören Akademi” ile tanıyor olabilirsiniz.
Sıradan kişisel gelişim kitaplarından o kadar farklı ki yazdıkları, düşünceleri, kişiliği… İnternette verdiği eğitim, seminer videolarına ulaşmakta mümkün.

  Bugün sizlere o videolardan birini paylaşmak istiyorum, izlemiş olsanız bile tekrar izleyin ve düşünün. Düşündükleriniz olumsuz olmasın.
Uzun zamandır bakış açımı değiştirdim, bakış açımı değiştirmek hayatımı değiştirdi, hayatımı değiştirmek bir çok iyi/kötü şeyleri görmeme ve kararlar almamı sağladı.
En sevdiğim sözlerden biridir :

Sözlerinize dikkat edin, düşüncelerinize dönüşür;
Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür;
Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür;
Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür;
Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür;
Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür;
Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür.

                                                                                                       Mahatma Gandhi


       Videonun tamamını da bulabilirsiniz.  İyi seyirler…

                                                                                                    

Sevgiler,

Gizem.

Bak Beyim Sana İki Çift Lafım Var!

    Uzun zamandır iş arıyorum yani hayalimde ki işi arıyorum demem lazım. Hayalinize kavuşmak pek tabii o kadar kolay olmuyor. Yine olumlu yanından bakacak olursam; İK’cı kimliğimden yalınlaşarak tamamen aday olmanın tadını ve zorluğunu, seçen değil seçilen olmanın stresini, heyecanını yaşıyorum. Bana kattığı artılar sadece bu olmadı aynı zaman da pek çok firmanın işe alım süreçlerini gözlemleme, bilgi sahibi olma yeri geldiğinde ise soğuk rüzgarların estiği durumlarda bulunmama neden olmadı değil :))
  Yaptığım genel gözlemlere göre açıkça söyleyebilirim ki çoğu şirket hızlı bir şekilde İK alanında yenilikler ve gelişmelerde atağa geçmiş durumda. İşverenler değiştirilemez ve farkındalık yaratan tek kaynaklarının çalışanları olduğunun farkına varmaya ve bu konuda geliştirici yöntemler uygulamaya başlamış. Örneğin bu firmaların çoğunda “akademi” olgusunun yaratıldığını ve sadece bir oluşum olarak kalmadığını,son derece önemli çalışmalarla faaliyet gösterdiklerini söyleyebilirim.
  Tüm bu güzel gelişmeleri yanında “saldım çayıra” İK yaklaşımlarını da maalesef gördüm. Hala “gelmediğiniz saatleri/günleri belirleyip tiiiyykıtınızdan (ticket demeye çalışıyor) ya da yol ücretinizden keseriz!!”  yaptırımlarıyla personelin devam durumunu kontrol altına almaya çalışan firmalar var. ( Do you know İşveren Markası ? , ÇDÖ ? ) Bir de beni benden alan “Allah’ım burada ne işim vardı ? ” dediğim bir görüşme anımı paylaşma istiyorum.

  Malum gizli ilan vermeyi severiz 🙂 Yine bir ‘sektöründe lider firma‘ ile görüşmem için sabah erken saatte kalkıp hazırlandım ve 2 saat süren yolculuğuma başladım ( şehir değiştirmedim tabii ki İstanbul trafiği keyfiee 🙂 ) görüşmeye davet ettiklerinde şirket ismini söyleyeme teşrif ettikleri için epeyce bir araştırma yapıp hatta İK çalışanlarını bile ‘stalker’ gibi inceledim. ( Evet, görün ne kadar önemlisiniz şirket için Ey İK! senin aynanın karşısında dudak büzerek verdiğin fotoğraf benim için sorgulamaların başladığı yerdir. ) Neyse görüşme yerine vardım, plaza ruhunun merkezi!! Starbucks gurmeleri ellerinde kahveleriyle yine bir şeyler ‘set’ ediyordu :))  Santralden geldiğimi bilgi verdiler, o sırada “baban nabioo ?” sorularının sorulduğu revizenin dibini görmesi gereken bir başvuru formu doldurdum.  Görüşme saatimi biraz geçti ve ortalıkta hala bir hareket yoktu derken 2 kişi daha aynı pozisyon için görüşmeye geldi. 5 dakikaya filan mı sığdırmaya çalışıcaklar İK görüşmesini acaba diye kendi kendimi eğlendirirken ( sıkıldım haliyle) geldi bizim güler yüzlü İK’cı.
Merhabalar, hoşgeldinizler buyrun şöyle vs. beni görüşme odasına aldı. Elimde ki montumu ve çantamı yan sandalyeye koymak için atak yapmıştım ki  (daha oturmadım bile gençler 🙂 )

“Evett Gizem Hanımm! Kendinizi anlatır mısınız ? ” sorusu geldi. ( ben “tşk. cınım iyiyim siz nasılsınız ? valla şirketi kolay buldum yeriniz güzel” klişesine hazırlamıştım kendimi  ) Ani gelen bu soru karşısında tepkimi belli etmemek için zorlasam da motivasyon olarak bitmiştim.
Kendimden bahsettikten sonra bu sefer sorular gelmeye başladı ve dedi ki işe alım UZMANI kızımız ;
“stres altında, yoğun tempoda çalışır mısınız ? Zaten çalışamazsanız 2 aylık süreç içinde biz çıkarıyoruz hemen personeli” ,
 bu ve bunun gibi bir çok saçma sorudan sonra ben bu işin bana yâr olmayacağını anlayınca tepkisel cevaplar verdim haliyle. Görüşmenin 10. dakikasında İK’nın onlar için çok önemli olduğunu, görüşmelerde çok titiz olacaklarını belirtip görüşmeyi sonlandırdı. Olumlu/ olumsuz dönüş yapacaklarını söyledi.
Şimdi ben neye yanayım ? O kadar yolu bir de geç kalmamak için koşturduğuma mı yanayım hala İK’dan anlamayan insanların şirketin imajlarına nasıl zarar verdiklerine mi yanayım ? Bir yandan gerçekten hayran kaldığım görüşmecilere/şirketlere ya da “ateşi buldum terk” şirketlerin hala var olduğuna ve bu arada ki uçuruma mı yanayım ?
Yanayım yanayım ateşlerde yanayımmm derken L&M İsmail abiyle yazımı noktalıyorum :))

Sevgiler,

Gizem

Mesele Adam Olabilmekte

   Nedir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ?

8 Mart Dünya kadınlar Günü’nün kutlanması olayı 1857 yılına dayanmaktadır. O yılda gerçekleşen üzücü bir olaydan sonra her yıl 8 Mart tarihinde Dünya Kadınlar Günü kutlanır.8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde bir tekstil fabrikasında çalışan ve çoğunluğu kadınlardan oluşan 40 bin kişinin daha iyi koşullar altında çalışmak için grev yapmaları üzerine grevi engellemek isteyen polislerin işçileri fabrikaya kilitlemesi ve fabrikada çıkan yangın sonucu 129 kişinin ölmesi sonucu her yıl 8 Mart günü aslında, “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanır.


     8 Mart Dünya kadınlar günü bu yıl ülkemiz için daha önemli.
  Nice kadınlarımız taciz/şiddet/cinayete kurban giderken ve ben bu yazıyı yazarken bile bir kadın şiddet görürken, 8 Mart kutlanıp 9 Mart günü unutulan bir gün olmamalı. Kadın olmak evde, iş yerinde, yolda, bir minibüsün içinde bile zor… 

  Konuyla ilgili çok güzel bir köşe yazısı okudum bugün ve sizlerle paylaşmak isterim :
    Ayrıca bugüne özel bir çok firma duyarlılık göstererek yaratıcı paylaşımlar yaptı. İçlerinden en sevdiğim ve bana göre dikkat çeken aşağıda paylaştığım iki ilan oldu.





Saygılarımla,
Gizem

#8martdunyakadınlargunu

Alo ?

İletişim?

Biliyorsunuz ki mülakat karşılıklı bir süreç. Siz aday hakkında fikir sahibi olmaya çalışırken aynı durum aday içinde işliyor. Fakat mülakattan önce ki önem verilmesi gereken bir aşamada var ki oda telefonla mülakat daveti ya da telefonla mülakat. Adayın şirket hakkında ilk izlenim aşaması!

Yüzyüze yapılan mülakatlarda beden dili, karşılıklı iletişim içinde olmayla bir şekilde kendinizi ifade edebilirsiniz ama telefonla görüşme sadece sesinizle bu işi yapmanız gereken bir durum. “telefonlada konuşmada ne var yeaa” diyebilirsiniz ama çok önemli.

Telefonla mülakat davetlerini genelde stajyerlere verdiğimizi yalanlayamaz kimse 🙂 Bu sebeple işin önemini ilk onlara açıklamanız gerekir. Aday telefonla görüştükten sonra hangi firma olduğunu, kiminle görüştüğünü, ilana başvurduysa ne zaman başvurduğunu, başvurmadıysa kendisine nasıl ulaştığınızı ve pozisyon hakkında bilgi sahibi olarak, görüşme yeri ve zamanını vs. bilerek o görüşmeyi sonladırmalıdır.

“Alo Merhaba xx beyle/hanımla mı görüşüyorum ? iş arayışınız devam ediyor mu ? “
“Merhaba xx bey/hanım. Bize başvuruda bulunmuşsunuz görüşmeye davet edicektik sizi ? ” ( belki telefondaki o kişi bile değil teyitleşmeden bodoslama olaya dalmayın )

örneklemeyi inanın sayfalarca uzatabilirim ama siz anladınız bence.

Ayrıca adayın soracağı sorular hakkında da bilgi sahibi olmalısınız. Aday bittabi ilana başvurduğunu unutmuş ve ne zaman başvurduğunu size sorabilir. Ona ” olmuş bi kaç hafta” şeklinde cevap vermeniz. Olayları tersine çevirerek adayın ” oldu canım ben sizi ararım sonra anangillere selamlllarrr..” şeklinde telefonu kapatmasına neden olabilir.

Süreç hakimi sizsiniz! Bunu doğru kullanmalı ve iletişiminizi sağlam kurmalısınız.
Sen İK’sın büyük düşün, küçük sorunlarla kaybetme.


Zorunda(mı)yım.

Hem ay sonu hem yıl sonu derken kafamda atların dolandığı bir dönemdeyim. Rapor hazırlamaktan ve sorunlarla boğuşmaktan tükenmişlik sendromuna yakalandım sanırım. Ayrıca her gün bloguna en az bir paylaşım ekleyenlere imreniyorum. Kendimi de kınıyorum. Aslında kınamıyor içten içe üzülüyorum sanırım…

Yıl sonu genel değerlendirmelerini yaparken kendi içimde de değerlendirmeler yapmaya başladım.. Koskoca 1 yılda neler yaptım. + lar – ler derken benim sayfalarım sanırım çoğunlukla eksilerle doldu…

Aileme,arkadaşlarıma ve kendime zaman ayıramadığım bir yıl. Hayatımın merkezi iş ve tek yaşantım iş oldu.. Benim için bu kötü bir şey değil aslında çünkü işkolik bir huyum var ( abartılacak kadar olmasada ) ama insan bu kadar çaba gösterdiği bir emeğe karşılık bekliyor. İnsan kaynakları evraklarla boğuşmak yüzünü bile anımsamadığı bir çok personelin yasal işlemleriyle uğraşmak, yapmış olmak için yapılan görüşmelerle, niteliğe değil niceliğe bakan, insana değil sayılara odaklanan bir meslek değil.. Değildi ama anlatamadım.

İnsan kaynakları seminerler, konferanslar,sunumlar,şakşaklarla geçen bir işte değil. Böyle görenleride anlayamadım.
İçinde insan geçen bir mesleğin anlamını ve önemini bilmeyen bir yerde çırpınarak hayalimdeki işe ulaşmaya çalışmak ve o hayalin gün geçtikçe kocaman bir dağ olması, üstüne karlar yağması, umutlarının kalmaması falan filan.. Öyle hayallerinin peşinden koş, mutlu olmadığınız işte çalışmayın olmuyor .

yıl sonu yakarışlarıyla hayalimdeki işe yani gerçek ik mesleğine ve yine hayalimde ki işyerinde çalışana kadar defterimde eksilerle yaşamak zorunda(mı)yım.

İce İce İK


Soğuk,karlı, kışlı bir İstanbul gününden Günaydın herkese…


Bugün işe gidemeyen olmuştur, yolda mahsur kalan, evden çalışan ya da benim gibi işe gelenler…

Tam sıcak çikolatanızı alıp camdan karın yağışını seyretmelik hava değil mi ama ? ( Vali amca yaktı gençleri )

Neyse efendiler.. Evde kalanlar için Artemiz Güler’in paylaştığı İK blog listesini paylaşıveriyorum sizinle. 

Çay içip okuyun bence.

No
Adı Soyadı
Blog Adresi
1
Ahmet Kik:  
2
Ali Cevat Ünsal
3
Artemiz Güler 
4
Aydan Çağ
5
Ayşe Başar: 
6
Ayşegül Güngör 
7
Bahar Beyaznar: 
8
Banu Çakar
9
Burcu Canıtez Okur 
10
Burcu Ertemli: 
11
Canel Gürgen
12
Cansu Erdoğan
13
Cengiz Çatalkaya
14
Ceren Bandırma: 
15
Coco de Medina : 
16
Çağatay Demirhindi: 
17
Çağrı Cığman
18
Çiğdem Özdemir Evren
19
Çisem Çalışkan : 
20
Deniz Daver
21
Duhan Gevren
22
Ekrem Öztürk: 
23
Elif Kağnıcı 
24
Elif Koray
25
Emre Kavukcuoğlu
26
Ezgi Feda:
27
Fatmanur Erdogan
28
Fatoş Şerifaki 
29
Gizem Aydemir: 
30
Gökhan Yılmaz
31
Gülçer Aydın: 
32
Gülçin Şafak
33
Gülsün Müftügil
34
Hayati Arpacı
35
İlkay Öztürk
36
İpek Aral Kişioğlu
37
Mehmet Emrah Özkan
38
Mehmet Eronat 
39
Merve Karaalioğlu: 
40
Mutlu Canatar
41
Müge Arslan
42
Saygı Günenç
43
Seda Küçük 
44
Seda Zorba: 
45
Selen İnal
46
Selin Yetimoğlu 
47
Serhat Kahyaoğlu: 
48
Sevilcan Kıvanç: 
49
Sevim Demirel: 
50
Taner Yıldız 
51
Tuğsel Akyol
52
Türker Okay
53
Zafer Uğur 
54
Hazar Candan Wilson
55
Mehmet Babuşçu
56
Sevilay Pezek Yangın
57
İrem Önal
58
Neslihan Koç
59
Onur Basat
60
Alper Yılmaz
61
Bülent Bayram
62
Nilüfer Koçyiğit
63
Sezai Kayaoğlu
64
Nurten Nayır
65
Nedim İleri
66
İsmail Mursallı
67
Sevim Özen
68
Serdar Devrim
69
Zuhal Aslan Çiftçi
70
Özhan Kürkçü
71
Funda İnkaya
Saygılar, sevgiler…

"Teşekkür Ederim"

Yazımı kadar kolay teşekkür etmek. Ancak bu kadar kolay olmuyor bunu duymak.

Motivasyon dediğin illa yemekler, hediyeler, alkışlar partilerle olmuyor. Çalışanına göstermediğin saygıyı hangi organizasyon verebilir ?
Siz gece-gündüz çalışır, raporlar hazırlar ve bazen uykunuzdan bazen sosyal yaşamınızdan fedakarlıklar yaparak şirketinize katkıda bulunabilirsiniz ama karşılığında olumlu geri bildirimler alamaz “teşekkür ederim”  lafını duyamazsınız. Çünkü o zaten yapmak zorunda olduğunuz bir iştir. (Haddinizi bilin ne teşekkürü(!) Yapacaksın tabii para alırken iyi gülüm )

Bazı işveren teşekkür etmesi gerektiğini bildiği halde etmez mesela. Şımarır belki adam, olacak iş değil.

Bu durum işveren-işçi arasında değil çalışma arkadaşlarıyla da yaşanabiliyor.

Bu sorunu çözmek tabii ki bizim gibi pirezantabıııl İK çalışanlara düşüyor.

First of all : Kurum kültürünü bütün şirkete aşılamak (önce kendinize tabii)

Çalışanlar arasında ki doğru iletişimi yaratmak. ( Hepimiz kardeşiz bu kavga ne diye ? müzikleriyle toplantılar olabilir mesela )

Teşekkür etmenin çalışan ve şirketin geleceğine olumlu katkılarıyla örneklemeler yapılabilir.

İşverenlerin müşteri odaklı çalışırken çalışanlarında “iç müşteri” olduğunu unutmamaları gerek.

Bu yazıyı okuduktan sonra gidin teşekkür edin arkadaşınıza, iyi akşamlar dileyin, günaydın, iyi çalışmalar,saygılar, sevgiler… unutmayın bunları. Gülümsemede eklerseniz tadından yenmez o birimin.

Sevgi ve saygılarımla,